El-Kindi Kimdir? ( Hayatı-Felsefesi-Eserleri)

4 Mayıs 2010 Salı

Hayatı ve Şahsiyeti (801–872)



Tam adı Ebu Yusuf b. İshak el-Kindi’dir. Meşşai ekolünün ilk kurucusu ve İslam toplumu içinde ilk Arap filozof unvanı alan el-Kindi, soylu bir ailenin çocuğu olarak Küfe şehrinde doğdu. Güney Arabistan’ın en büyük kabilelerinden birinin lideri olan dedesi Eş’as, İslam’ı kabul edip Hz. Peygamberin ashabı arasına katılmış, daha sonra kabilesinin ileri gelenleriyle birlikte Küfe’ye yerleşmiştir. Kindi ailesi İslam öncesinde olduğu gibi İslam döneminde de hem Emevi hem de Abbasi hilafetinde önemli devlet görevlerinde bulunmuştur. Babası İshak b. Es-Sabbah (ö.808), Abbasi halifeleri Mehdi, Hadi ve Harun Reşit zamanlarında yıllarca küfe valiliği yapması ailesinin önemli bir mevkie sahip olduğunu gösterir. Atalarının da İslam dini öncesi aynı şekilde devlet görevlerinde bulunduğu nakledilir.

Kindi’nin doğumu net bir şekilde tarih olarak tespiti mümkün olmamıştır. O dönemde insanların doğum tarihlerinde genellikle tereddütler ve hatalar vardır. Çünkü doğan çocukların kütüklerini sağlam bir şekilde düzenleyecek teşkilat ve düzen henüz mevcut değildi. Bu yüzden Kindi’nin de tarihi net olarak belirlenememiştir. Bu dönemin genel özelliklerine ve çelişen olaylara bakılarak sonradan önemli olan şahsiyetlerin doğum tarihleri bulunmaya çalışılır. İşte Kindi için de böyle bir düşünceden hareketle babasının öldüğü yıl ile 830 yılında “beytü’l-hikme” kadrosunda önemli bir şahsiyet ile ilgili tarihler ve filozofun kendi eserlerini incelendiğinde onun, 801 gibi bir tarihte doğmuş olabileceği daha muhtemel bir sonuçtur.



Kindi’nin tıpkı doğum tarihi gibi eğitimiyle ilgilide kapsamlı bilgiye sahip değiliz. Ancak onun ilk gençlik yıllarını Barsa ve Küfe’ de geçirdiğini yine ilk tahsil hayatını, okuma-yazma, Kur’an, dil gibi konularda ders aldığı, felsefi ve akli ilimler için Bağdat’a gittiği bilinmektedir. Bilim ve felsefe sahasındaki şöhretinden dolayı Mu’tasım, Kindi’yi saraya davet etmiştir. Çalışmalarını kolaylaştırmak için adına bir kütüphane açmış ve aynı zamanda oğlu Ahmet’in hocalığını kendisine vermiştir. Mütevekkil zamanına kadar sarayda kalan ve halifelerden yardım gören kindi, bu halifenin başa geçmesiyle saraydan uzaklaştırılmıştır ve itibarını kaybetmiştir. Buna sebep olarak, Musa b.Şakir’in meşhur bilimci ve matematikçi olarak tanınan iki oğlu, Ahmet ve Muhammed’in çağdaşları Kindi’nin ününü çekemedikleri için, Mu’tezile karşıtı bir siyaset güden Mütevekkil’e onun Mu’tezileye mensup olduğunu ihbar etmelerini gösterirler. Halife onu dövdürtür ve kütüphanesine el koyar. Ancak iftiranın mahiyeti daha sonra anlaşılır ve kütüphanesine iade edilir.

Böylece Kindi gözden düşmüş, hayatının son yirmi yılını saraydan uzak geçirmek zorunda kalmıştır. Bu durum, onun Mu’tezileden sayılmasından değil, onlar gibi akla öncelik vermesinden ve ilk kez İslam toplumunda felsefe diye bir bilgi ve düşünce türünün temsilcisi olmasından dolayı kaynaklanıyordu.

Kindi, zeki olmasından ve özellikle sarayda halifelerin yanında saygı görüyor olmasından dolayı ortaya çıkan kıskançlık sonucu zaman zaman iftiralara uğramıştır fakat bunların pek çoğundan zekiliği sayesinde kurtulmuştur.

İslam medeniyetinde, kelimenin gerçek anlamıyla ilk filozof ve bu sıfata layık olan kimse Kindi’dir. Bu sebepten ötürü ve Arap olduğu için de kendisine “feylesufu’l-Arap”(Arapların filozofu) lakabı verilmiştir. Felsefe ve bilimin çeşitli dallarında kendini yetiştiren Kindi, yüksek bir ilmi şahsiyete sahiptir. Felsefe ve bilime birçok yeni katkıları olmuştur; bunun için düşünce tarihçisi Geremino Gardano Kindi’yi insanlığın on iki harikasından biri sayar. İslam âlemine olduğu kadar, eserlerinin İbraniceye ve Latinceye çevrilmesiyle, Batı âlemine de bir filozof ve bilimci olarak büyük tesir etmiştir.

Kindi ilk İslam filozofu olmanın verdiği zorlukla bir takım yeni fikir ve düşünce öne sürerken korkmuş ve bunların pek çoğunu içinde saklamıştır. Zaman zaman gerek öğrencilerine gerekse diğer insanların sorduğu sorulara yazılı olarak cevap verirken hep bu korku içinde “ilk felsefe üzerine” adlı eserinde özellikle belirtme ve konuları anlamayan insanların hücum ve iftiralarından çekindiği için bir takım konular hakkında derinlemesine yazmayacağını belirtmektedir.

Kindi’nin adını duyuran ve onun ilmi şahsiyeti ortaya koyan asıl olay Abbasi halifelerinden Me’mun’un 830 yılında kurduğu beytü’l-hikme adlı tercüme okulunda görev alması ve felsefi eserlerin tercüme ve yorumlamada bulunmasıdır. Kindi bu görevde iken bizzat kendisi tercüman olarak hakkında ve tercüme yapılan diller olan Grekçe, Süryanice, Farsça ve Soğutça bildiği hakkında tam bir bilgiye sahip değiliz. Ancak şu bir gerçektir ki, gerek kendisi tercüme yapmış olsun ve gerekse kitapları başkasına tercüme yaptırmış olsun, yaptığı yorumlardan ve verdiği izahlardan da anlaşılacağı üzere Kindi, bu konuları kendi kafasına yerli yerine oturtmuş ve bu konular hakkında etraflı ve doyurucu yorumlar kaleme almıştır.Yani sadece tercüme yaparak yetinmemiş, kendinden sonra gelen filozofların önünde onları aydınlatan bir ışık olmuş ve konulara İslami bir bakış açısı kazandırmıştır.

Kindi’nin büyüdüğü, yaşadığı döneme bakılınca sükun ve huzurun bulunmadığı, iç karışıklık ve çekişmelerin had safhada olduğu bir dönemdir. Kendisi de bu olaylara tanık olmuştur mutlaka. Muhtemelen ibn Mukafa’nın saray entrikası ile öldürülüşünü duymuş olmalı ki, bazı yazdığı risalelerde halkın söylemediği ve açıklayamadığı pek çok konunun olduğunu, insanların bu konuları anlamasının mümkün olmadığını yazar. Aslında böyle dönemler verimli ve ilmi gelişmeler için elverişli dönemler değildir. Kindi bu siyasi olaylardan az çok etkilenmiştir. Ancak Kindi’yi etkileyen esas olay, tarihe “ mihne devri “ diye geçen pek çok âlimin ölümüne ve eziyet sebep olan Kur’an’ın yaratık olup olmadığı konusudur. Yani “Halku’l-kur’an” olayı.

Bu dönemden Mütevekkil dönemine kadar devam eden Mutezile’nin hadis ve selef âlimlerine ve Müslüman halka karşı yürütülen sindirme hareketi ve kur’an’ın mahlûk olduğuna dair iddianın son derece acımasız bir şekilde sürdürüldüğü dönem olmuştur. Özellikle devlet desteğini arkasına alan Mu’tezile, Kur’an’ın yaratık(mahlûk) olmadığına inanan insanlara karşı başta halife olmak üzere kılıçlarını kullanmaktan ve kan akıtmaktan geri kalmamışlardır. Pek çok hadis âlimi zindanlara atılmış ve işkenceler görmüştür. Ahmet b. Hanbel bu görüşe karşı en çok mücadele eden ve Kur’an’ın mahlûk olduğuna inanan insanların zındık olduklarını söylemesi bütün dikkatleri üzerine çekmiş ve hapse atılmıştır. Daha sonra da ölmüştür.

İşte bütün bu siyasi ve dini olaylar Kindi’nin hayatında da etkili olmuştur. Daha sonraki yıllarda Kindi’nin mutezile olduğuna dair rivayetlerin olması, onun yaşadığı dönemden nedenli etkilendiğinin bir göstergesi olarak kabul edilebilir. Özellikle son derece önemli âlimlerin Mutezile’ye karşı çıkmalarının sonu başlarına gelenleri gördükten sonra, kendi halinde görüşlerini ortaya koyan, daha çok felsefeyle uğraşan bir insan olarak hayatını sürdürmüştür.



İlmi Kişiliği

Kindi ailesinin özellikle babasının sağladığı imkânlardan dolayı iyi bir eğitim almıştır. Temel çalışma prensibini, “ bir konuyu ele aldığım zaman her şeyden önce onunla ilgili olarak daha önce söylenmiş olanları tespit etmeye çalışırım. Daha sonra da kendi dilimizin kullanım özelliklerini, zamanımızın adetlerini ve kendi imkânlarımızı esas alarak eksik bırakılanları tamamlamaya koyulurum” diyerek ortaya koyar.

Kindi’nin herhangi bir olayı ele alırken, oradaki orijinal terimlerin Arapça karşılıklarını bulmaya çalıştığını açıklaması, Arap dilini felsefe ilmine hazır hale getirdiğini, felsefi terimlerin Arap dilindeki karşılıklarının bulunmasının ilk defa yapılan bir çalışma olması dolayısıyla son derece önemlidir. Bu konuda ilk defa yazmış olduğu “tarifler üzerine” adlı risalesi de bu tür çalışma niteliğinde olup, daha sonra yaşamış ve bu tür çalışma yapmak isteyen filozoflar için kaynak teşkil etmesinin yanında, model de olmuştur.

Kindi’nin ilmi kişiliği ortaya koyduğu ve üne kavuştuğu olay tercümeler sırasındaki çalışmalar olmuştur. Abbasi halifesi Me’mun’un kurmuş olduğu “ Beytü’l-Hikme” adındaki tercüme bürosu devrin en önemli ilmi faaliyeti olarak görülebilir. Burada Grek. Hint ve İran kültüründen pek çok değerli eserler Arapçaya tercüme edilmiş ve pek çok tercümenin Arapça karşılıkları bulunmuştur.

Kindi’nin bir tercüman olduğunu ve bu doğrultuda ifadeler kullanmanın onun yaptığı işle tam örtüşmeyeceği açıktır. O daha çok konulara vakıf olması nedeniyle tercümelerin hatasız olmasını sağlayan bir bilim adamı gözüyle bakmak daha doğru olacaktır.

Kindi, özellikle tercüme hareketlerine katılırken, bu işin bilincinde olan bir insandır. Yaşadığı dönem İslam dininin üç kıtaya yayıldığı ve İslam’a giren insanların sayısının çok fazla olduğu, değişik kültürlere mensup insanların çok fazla olduğu, insanların eski kültür ve alışkanlıklarını İslam’da bulup devam ettirme gayretinde bulundukları, İslam dinine eski dinlere mensup insanların akli metotlar kullanarak saldırdığı, bu saldırılara karşı İslam âlimlerinin doyurucu cevaplar veremediği bir dönemde yaşamış bir insan olarak onların metotlarını öğrenerek kendilerine karşı kullanmayı amaçlamıştır.

Onun felsefi görüşlerine baktığımızda Meşşailik ön plandadır. Burada Meşşailiği biraz açalım ; meşa kelimesi Arapça yürümek kelimesinden gelir. İslam felsefenin bir kolunu oluşturan Meşşailer yürüyerek ders anlattıkları için bu ismi almışlardır.En çok felsefe üreten gruplardandır. İbn-i Miskeveyh, İbn-i Sina, el Kindi, :Farabi, Ebu Hayyam bu grup içindedirler. Meşşailik ya da Meşşai okulu, İslam felsefesi içinde doğa felsefesinin etkisinden sonra başlayan rasyonalist felsefe eğiliminin sistemli hale gelmesinden oluşan okul anlaşılır. İslamda Aristoculuk olarak bilinen akım olarak da bilinir. Aristo’nun Arapçaya çevrilmesi, İslam düşüncesinde hem Meşşailik denilen akımın ortaya çıkmasına hem de atomculuk ve kuşkuculuk dönemlerinin ardından kelam felsefesi denilen rasyonalist eğiliminin oluşmasında rol oynamıştır. Özellikle Organon ve Metafizik yapıtlarının ehl-i sünnet öğretisinin gelişiminde temel bir rol oynamış olduğu söylenebilir. Sokrates öncesi felsefeler ile dinin uyuşmazlığı söz konusu iken, Aristoteles felsefesi, uzun bir aradan sonra da olsa medreselerde okutabilmiş ve sonuç olarak resmi İslam felsefesi olarak şekillenmiştir.

Meşşailik elbette yalnızca Aristo’ya dayanmakta değildir; ayrıca genel anlamda Meşşailik, Plotunis’un yorumladığı şekliyle Platon’un öğretilerini de içine alır. Burada bir tür Aristoteles ile Platon uzlaştırılması ya da sentezi söz konusudur denilebilir. Bu kaynaklardan çıkarımlar gerçekleştiren İslam düşüncesi, ayrıca özel bir düşünsel atmosfer içinde de yer almaktadır . Söz konusu dönemde; agnostisizm, eski Babil öğretisi ve Maniciliği birleştiren bir gelenektir(hermes) söz konusu olan. Yunan felsefesi bu etkilerle birleştirilince ortaya özgün İslam felsefesi denilen süreç çıkmıştır.



Bu felsefenin kendine özgü güçlüklerinin kaynağı da yine burasıdır. Bu güçlükler Meşşailik okulunu her zaman meşgul etmiştir. Aristo-Platon uzlaştırma girişimi bu güçlüğün ilkidir. Ayrıca, öncesiz evren ya da doğanın başlangıçsızlığı teorisiyle İslam’ın yaradılış teorisinin uzlaştırılması diğer bir güç sorun olmuştur. Meşşailer ve Kelamcılar bunu farklı yollardan aşmaya çalışırlar.” Sudûr teorisi” denilen bir teoriyle bu sorun giderilmeye çalışmıştır. Bu arada Mezopotamya’daki sinkretisizm, İslam filozoflarını etkileyen, zaten tam oturmamış felsefelerinde karışıklık yaratan başka bir etken olmuştur. Belirlenimci bir görüşe sahip olan Meşşailik Okulu buna rağmen astrolojik görüşün etkilerinden de tamamen kurtulamamıştır. Onun felsefi görüşlerine baktığımızda, ne kadar Meşşai felsefesinin kurucusu olsa da ve ilk İslam filozofu kabul edilse ve Arapların tek filozofu dense de, din ile felsefeye bakışı farklıdır. O felsefeyi eşyanın gerçeklerinin ilanı olmasının yanında, aynı zamanda rububiyet ilmi yani vahhaniyet ilmi olarak da kabul eder. Bundan dolayı din ile felsefe arasında uyuşmazlık söz konusu değildir. Fakat dine bakışında tasavvuf söz konusun değildir. O, dini felsefi akılla kabul etmiştir. Bu açıdan bakıldığında felsefe ile dinin arasını bulmak ve aynı kaynağın ürünü olduğunu ispatlamak amacındadır. Ancak İslam dininde olayların meydana gelişinde Allah’ın rolü ile ilgili olan “ etkin sebep”i uzak ve yakın etkin sebep olarak ikiye ayırması daha sonraki yıllarda Allah’ın sıfatları konusunda yanlış yorumlara neden olmuştur. Ona göre avcının bir ok atarak avını öldürmesinde avcı, uzak etkin sebep, ok ise, yakın etkin sebep algılaması çeşitli tenkitlere uğramasına sebep olmuştur. Çünkü bu düşünce, olayların meydana gelişinde, Allah uzak sebep olarak görülmüştür. Bu da Allah’ın sıfatlarına aykırı bir durum meydana getirmektedir.

Kindi, “İlk Felsefe Üzerine” adlı risalesinde en şerefli mesleğin felsefe mesleği olduğunu kaydederek felsefeyi şöyle tanımlar; “ felsefe, insanın gücü oranında eşyayı gerçekleri ile bilmesidir çünkü filozofun bilgide amacı gerçeği bulmak, fiilde amacı gerçeği yapmaktadır.” Kindi,”eşyanın tarifleri üzerine” adlı risalesinde felsefenin çeşitli tanımlarını kaydetmiştir. Kindi’ye göre, felsefe insanın gücü nispetinde tümel ve sonsuz şeylerin varlığını, nasıl ve nice olduklarını ve sebeplerini bilmesidir. Bu tanımdan hareketle Kindi, her hakikatin sebebi olan hakkın bilinesi anlamına gelen ilk felsefeyi de felsefenin en yüksek basamağı olarak görür. Çünkü sebebin bilinmesi, neticenin bilinmesinden daha değerli ve önemlidir. Bir varlığın var edici sebebini bilmek, o varlığı tam olarak bilmek demektir.Bu nedenle Kindi’ye göre en büyük ve en olgun filozof, varlıkların ilk sebebi olan Allah hakkında, sebep hakkın da bilgiye sahip olan filozoftur.

Eşyayı hakikati ile bilmek anlamına gelen felsefe, her şeyden önce Rububiyet ilmini, vahdaniyet ilmini ve fazilet ilmini ihtiva eder. Aynı şekilde Hz. Muhammed, en faydalı ilmi ve onun metodunu, bütün zararlı şeylerden kaçınmayı ve koruma yollarını insanlığa bildirmiştir. Ayrıca bütün peygamberler, Allah’ın bir ve gerçek olduğunu ortaklaşa dile getirmişler, onu hoşnut etmenin yollarını, kötülüklerden kaçınmayı öğütlemişlerdir. Şu halde din ile ortak hakikatleri dile getiren felsefeye kötü gözle bakmamak gerekir. Kindi için, din de felsefede hakikatin ilmidir. Aklın bildirdiği hakikatler, dinin bildirdiklerine muhalif değildir.Hz. Muhammed’in vahiye dayalı olarak bildirdiği hakikatler, aklın bulduğu ve bildirdiği hakikatlere uygundur. Bu uygunluğu görmeyenler, cehalet içinde kalmış olanlardır. Felsefe,Allah’ın ilmidir. Kuran ise ilahi bir felsefedir. Kuran’ı tebliğ eden Hz Muhammet, en yüksek derecede bir filozoftur.Öyleyse felsefeyi inkar eden kimse hakikati inkar etmiş olur.

Kindi’ye göre felsefe ilimlerini herkesin öğrenmesinde bir sakınca yoktur. Felsefeyi gerekli bulanların onu istemeleri ve öğrenmeleri gerekir. Felsefeye karşı olanların ise ne için karşı oldukları belgelemeleri lazımdır. Bu belgeleri bulmak için de onların da felsefeyi öğrenmeleri ve tanımaları , böylece aradıkları belgeleri bizzat felsefede bulmaları gerekir. Öyleyse felsefe, onu takdir edenlerin de ona karşı olanların da öğrenmekten kaçamayacakları bir hakikat ilmidir. Esasen felsefe, eşyayı hakikatleri ile bilmekten başka bir şey değildir.

Kindi’ye göre hakikat, nereden ve kimden gelirse gelsin, kabul edilmesi gerekir. Felsefi hakikat, bir düşman tarafından ortaya konulmuş olsa da benimsenmelidir. Çünkü hakikat arayıcısı için hakikaten amaç birliği içindedirler. Ama metotları, kaynakları ve özellikleri bakımından birbirlerinden farklı olabilirler. Yani dinin de aklın da peygamberin de filozofun da amacı aynıdır. Ama bu amaca farklı araçlarla gitmeleri mümkündür ve amaç birliği içinde araç farklılığını gayet normal görmek lazımdır.

Kındi, felsefe öğrenmek isteyen kişilere altı maddelik liste sunar. Bunlar:
 Üstün bir zaka,

 Kesintiye uğramayan bir arzu

 Mültesim bir sabır,

 Yetenekli bir taktimcilik,

 Uzun bir zaman.


Bu altı şart olmadan felsefe yapılamaz ve öğrenilemez.

Yine ona göre felsefe yapmanın ilk şartı matematik bilmektir. Matematik bilmeyenler felsefe ile uğraşmaması gerekir. Bu konuda Eflatun’un ektisinde kaldığı açıktır.

Felsefesinde , Platon, Aristoteles ve Plotinus’un görüşlerinin bir sentezini yapmıştır. Felsefenin yönteminin kanıtlama, kanıtlamanın hedefinin maddeye biçim kazandıran özleri bilmek, felsefenin amacının ise Tanrı’ya erişmek olduğunu öne süren El-Kındi’ye göre, felsefi bilginin ilk basamağı akıl yürütmedir. İnsanın akıl yürütme yoluyla adım adım basitten bileşiğe ve en yetkin olana doğru yükseldiğini öne süren filozof , varlığa akılcı bir açıdan yaklaştığı için Tanrı’nın özüne ait sıfatları inkar etmiştir. Tanrı’nın sıfatlarının ancak olumsuz bir biçimde bilinebileceğini savunan El- Kındi’ye göre, Tanrı mutlak Bir’dir. Mutlak varlık olması nedeniyle, Mutlak Bir’in , niteliği , niceliği, maddesi yoktur ve O göreli bir varlık değildir.



İnsan sanatlarının değer ve mertebe bakımından en üstünü felsefedir. Felsefenin tarifi “ İnsanın gücü ölçüsünde varlığın hakikatini bilmesidir”. Çünkü filozofun bilgiden amacı gerçeğin bilgisini yakalamak, davranışının amacı ise sürekli fiil değil gerçeğe göre davranmaktır. Çünkü biz gerçeğe ulaşınca ( yöndeki) fiilimiz sona erer. Sebebin bilgisi sebeplinin bilgisinden daha değerlidir, ayrıca biz bilgilerimizin her birinin sebebini bilirsek ancak o zaman onları tam olarak bilmiş oluruz.

El- Kindi, sadece bir filozof değildir; ayrıca matematikçi , fizikçi, astronom, hekim, çoğrafyacı ve hatta müzikte bir uzman idi. Onun bu alanlarının tamamına özgün katkılar yapmış olması şaşırtıcıdır.

Kindi, ömrünün bir dönemini mekanik konusundaki incelemelere ayırdı. Ortaçağ bilginleri bu sahada onun görüşlerine ve fikirlerine başvururlardı. Fen ilimlerinin hemen hepsinde söz sahibi olan Kindi, bu ilimlere birçok yenilikler getirdi. Açıların pergelle ölçülmesini ilk defa o başlattı. Matematiği sadece fiziğe değil, tıbba da tatbik etti. Bunu bileşik ilaçlar teorisinde kullandı. Sıvıların özgül ağırlıklarını hesapladı. Çekim ve düşme konularıyla alakalı deneyler yaptı. Optikle etraflı bir şekilde uğraştı. İslam ve Avrupa ilim alemi onun bu alanda yazdığı eserlerden çok istifade etti. İbn Heysem’den sonra bile kaynak olmaya devam etti. Bu alandaki çalışmalarında Theon ie Euclid’in eserlerinden faydalandı. Kindi’ye göre ışığın yayılması zamanla sınırlı değildir. Görme olayı gözden koniksi olarak dağılıp genişleyen ve eşyayı saran ışık demeti sayesinde meydana gelmektedir. Kindi; hava tahminleri üzerinde de çalışmış ve eserler yazmıştır. Musiki ilminin öncüleri arasında da yer aldı. Bu konuyla alakalı eserleri de vardır.

Kindi, Einstein’dan asırlar önce , rölativite(izafiyet) teorisini ortaya koydu. Ona göre bütün varlıklar ve varlığın fiziki olayları izafidir. Zaman , mekan, hareket birbirlerinden bağımsız değildirler. Aksine bunların hepsi birbirine bağlı izafi olaylardır. Cisim zamanla, zaman cisimle, mekan hareketle, hareket mekanla ve dolayısıyla hepsi birbiriyle bağımlıdır. Bunlardan hiçbiri müstakil değildir. Kendi bu konu da şöyle demektedir : “ Zaman ancak hareketle, cisim hareketle, hareket cisimle vardır. O halde ; cisim, hareket ve zamandan birinin diğerin bir önceliği yoktur.

Matematikle, sayı sistemi üzerine dört kitap yazmıştır ve modern aritmetiğin büyük bir bölümünün kuruluşunu hazırlamıştır. Arap sayılar sisteminin büyük bir bölümünün kuruluşunu hazırlamıştır. Arap sayılar sisteminin büyük ölçüde el- Harizmi tarafından geliştirilmiş olduğundan şüphe yoktur, ancak El-Kindi de bu konu üzerine zengin katkılarda bulunmuştur. Aynı zamanda, astronomi ile ilgili çalışmalarında yardım etmesi için küresel geometriye de katkıda bulunmuştur.

Kimyada, baz metallerin değerli metallere dönüştürülebileceği fikrine karşı gelmiştir. Hüküm süren simya ile ilgili görüşlerin aksine, kimyasal reaksiyonların elementlerin transformasyonunu meydana getiremeyeceğinde ısrarlı olmuştu. Fizikte, geometrik optiğe zengin katkılarda bulunmuş ve bunun üzerine bir kitap yazmıştır. Bu kitap daha sonra Roger Bacon gibi ünlü bilim adamlarına rehberlik ve ilham sağlamıştır.

Tıpta, başlıca katkısı, sistematik olarak o zaman bilinen tüm ilaçlara uygulanabilecek dozları belirleyen ilk kişi olması gerçeğini kapsamaktaydı. Bu , hekimler arasında reçete yazmada zorluklara neden olan dozaj üzerine hüküm süren çelişkili görüşleri çözmüştür.

Onun zamanında müziğin bilimsel yönlerine ilişkin çok az şey bilinmektedir. Armon zamanında müziğin bilimsel yönlerin ilişkin çok az şey bilinmektedir. Armoni üretmek için bir araya getirilen çeşitli notaların her birinin belirli bir perdeye sahip olduğuna dikkat çekmiştir. Bu yüzden, perdesi çok düşük veya çok yüksek olan notalar hoş değildir. Armoninin derecesi notaların frekansına bağlıdır. Aynı zamanda bir ses çıkarıldığında , bunun havada kulak zarına çarpan dalgalar oluşturduğu gerçeğini ileri sürmüştür. Eseri perdenin belirlenmesi üzerine bir terkim usulünü içermekteydi.

O, üretken bir yazardı; onun tarafından yazılan kitapların toplam sayısı 241 idi. Göze çarpanları , aşağıdaki gibi bölünmüştü: Astronomi 16, Aritmetik 11, Geometri 32, Tıp 22,Fizik 12, Felsefe 22, Mantık 9, Psikoloji 5 ve müzik 7.

Buna ilaveten , onun tarafından yazılmış çeşitli biyografiler, gelgitler, astronomi ile ilgili cihazlar, kayalar, değerli taşlar vb. ile ilgilidir. Aynı zamanda , Yunanca eserleri Arapçaya çeviren ilk tercümanlardan biriydi fakat bu gerçek onun sayısız özgün eserleri tarafından büyük ölçüde gölgelenmişti. Kitaplarının çoğunun artık mevcut olmaması büyük bir talihsizliktir fakat mevcut olanlar onun oldukça yüksek âlimlik standardını ve katkılarını ortaya koymaktadır. Latincede Alkindus olarak bilinir ve çok sayıdaki kitabı Cremonalı Cherard tarafından tarafından Latinceye çevrilmiştir. Ortaçağ boyunca Latinceye çevrilen kitapları Risale der Tanzim, İhtiyarat’ül- Ayam, İlahiyat-e- Atistu, El- Mosika, Met-o-Cezr ve Edviyeh Murakkaba idi. El-Kındi’nin bilim ve felsefenin gelişimine etkisi , dönemdeki bilimlerin uyanışında önemlidir. Orta Çağda , Cardano onu en büyük on iki dahiden biri olarak düşünmekteydi. Eserleri , gerçekten yüzyıllar boyunca başta fizik , matematik, tıp ve müzik olmak üzere çeşitli konuların ilerideki gelişimine öndelik etmiştir.

Kindi’nin Önemi ve Etkisi

Kindi’nin İslam Dünyasında kendini filozof şeklinde tanımlayan ilk kimse olarak konumu, onu pek çok açıdan bir geçiş dönemi düşünürü kılmaktadır. Onun felsefesi, çok farklı bir entelektüel bir çevreye cevap vermek için başlasa da antik bir geleneğin devamıdır. Pek çok açıdan Kindi’nin Yunanca felsefe geleneğini kabul şekli, gelecek nesiller için felsefenin gündemini belirlemiştir. Mesela onun akla yaklaşımı ve yaratma teorisi, Arapça felsefe geleneği boyunca etkisini sürdürmüştür. Bütün bunların ötesinde, Yunanca düşüncenin Kindi’nin halkasında özümseme girişimi, tercümenin her zaman bir yorum olduğu ve filozofların en fazla, selefelerini anlama hususu söz konusu olduğunda yaratıcı oldukları gibi daha kapsamlı noktaları ispat etmektedir. Öyle görünüyor ki Kindi, sadece Yunanca felsefe geleneğini aktarmayı ve onun güç tutarlılığını göstermeyi kendine amaç edinmişti. Onun başarısının en iyi göstergesi , başlattığı Arapça felsefe geleneğinin bizzat kendisidir. Onun projesinin bu şekilde anlaşılmasının doğal sonucu , Kindi’nin yukarıda tanımlamaya çalıştığı şekliyle yenilikçi veya yaratıcı olma gibi bir amaç taşımadığıdır. O , orijinal olmamayı tercih etmiş ancak orijinal olmama konusunda da başarısız olmuştur.

Abbasi İmparatorluğunun en görkemli ve en üretken döneminde yaşayarak sonraki nesillere zengin bir külliyat bırakan Kindi, felsefi ve ilmi anlamda bir okul ve akımında kurucusu olmuştur. Özel olarak yetiştirdiği öğrencilerin en başında kendisi gibi çok yönlü bir filozof olan Ahmed b. Tayip es-Serahsi ( öl. 889) gelmektedir. Öğrencilerinin önde gelenlerinden bir diğeri filozof, hekim ve coğrafyacı olarak tanınan Ebu Zeyd el- Belhi’dir( öl.934). Belhi’nin öğrencisi olan Ebu’l-Hasen El-Amiri (öl.991) de bu kola mensup bir filozoftur. Bir başta öğrencisi , Ebu Ma’şer El- Belhi’dir. Kindi’nin öğrencileri bunlarla sınırlı olmadığı gibi, etkisi de , burada adını andığımız ve anmadığımız çok sayıda öğrencileriyle sınırlı değildir. Onun asıl önem ve etkisi , eserleri vasıtasıyla açtığı yol ve tercümeye yaptığı sistematik katkılarla olmuştur. Mesela onun felsefe terimler sözlüğü anlamındaki tarifler üzerine adlı risalesi Harizmi ve İbn Sina’dan Cürcani’ye kadar pek çok düşünür üzerinde etkili olmuştur. Risale fi’l-hile li-defil’i-ahzan isimli risalesi de kendi alanında ilk olması bakımından sonraki meşşailer üzerinde hayli etkilidir.

Son yüz elli yıldır Kindi üzerine yapılan araştırmalara, onun Latinceye ve İbraniceye çevrilen eserleri ile Ortaçağ Avrupa’sında da tanındığını göstermektedir. Modern dönemde doğuda ve batıda çeşitli dillere yapılan çevirileri ise devam etmektedir. Cardanus Hieronimus’un ( XVII. Yy.) dünyaca ünlü on iki seçkin âlim ve filozof arasında Kindi’yi de sayması , onun Ortaçağ Latin dünyasında olduğu gibi yeniçağ bilim çevrelerinde de yakından tanındığını göstermektedir. Kindi’nin Latinceye çevrilen eserlerinden günümüze ulaşabilmiş olanlarını, mütercimleri ve tarihleri ile birlikte Bekir Karlığa detaylarıyla incelemiştir. Bu liste gösteriyor ki, Kindi’nin etkisi yalnızca İslam dünyasıyla sınırlı kalmamıştır. Özellikle pozitif bilimlerle ilgili eserleri batı dünyasında büyük ilgi görmüştür.

Eserleri

İslam Dünyasında bilim ve düşünce hayatının gelişip çiçeklendiği, tercüme ve tedvin hareketlerinin en yoğun şekilde devam etiği bir dönemde yaşamış olan El-Kindi, teorik ve pratik bilgi şubelerinin hepsine ilgi duyan, felsefeden tıbba, matematikten astronomiye, ilahiyattan siyasete, psikolojiden diyalektiğe, astrolojiden kehanete ve nihayet kimyadan leke tozuna kadar her alanda eser vererek sayıları 277’yi bulan zengin bir külliyat vücuda getiren ansiklopedik bir filozoftur. Eserlerine bakıldığında çoğunluğu birkaç sayfayı geçmeyen risaleler ( kitapçıklar) mahiyetinde olduğu görülmektedir. Kindi’nin bu kadar çok kitap yazmasının sebebinin, o günün İslam toplumunda, özellikle akli ilimler alanında önemli bir ihtiyaca cevap verme düşüncesi olduğu söylenebilir. Yazmış olduğu eserlerin tam listesini bulmak ve tek tek aktarmak elbette mümkün değildir.

Ama mesela İbn Nedim onun 241 eserinin listesini verir. Bu eserlerin 22’si felsefe, 20’si mantık üzerine, 7’si müzik üzerine, 29 tanesi astroloji üzerine, 23 tanesi geometri, 12 tanesi siyaset, 10 tanesi meteoroloji, 16 tane astronomi, 22 tanesi tıp, 17 tanesi polemik üzerine , 5 tanesi psikoloji, 50 tanesi de diğer bilimler üzerine olduğu söylenir.

Bu eserlerin çoğu öğrencisi olan ve halife Mu’tasım’ın oğlu ve veliahdı olan Ahmet’in isteği üzerine kaleme alınmıştır. Yazdığı risalelerde genellikle sorulan bir sorunun cevabını vermek amacı vardır. Bu yüzden de aynı konuda birden çok risale yazmıştır. Kendine ait olduğu kesin olan ve bugün bilenen eserleri şunlardır:

1. Kitab fi’l- Felsefeti’l-Ula ( İlk felsefe üzerine) : Halife Mu’tasım’a sunmuştur. Felsefe alanında onunu günüzüme ulaşan en hacimli eseridir. Dört kısımdan oluşur fakat günümüze sadece birinci kısım gelebilmiştir. Ahmed Fuad Ehvani ilk kez Kahire’de 1948’de yayınlamışitır.

2. Risale fi’l-ibanah an-Sucudi’l-Cirmi’l-Aksa ( Göklerin Allah’a scde ve itaat edişi ): Kindi bu risaleyi veliaht olan Ahmed’in “yıldızlar ve ağaçlar secde ederler” ayetinin yorumuyla ilgili sorusuna cevap olarak kaleme almıştır. Kahire’de yayınlanan eser Mahmut Kaya tarafından Türkçeye çevrilerek “ Göklerin Allah’a secde ve itaat edişi üzerine” adıyla yayınlanmıştır.

3. Risale fi’l-Hududi’l-Eşya ve Rusumiha (tarifler üzrine ) : Felsefi, bilimsel ve bazı ahlak kavramlarınını tanımlarını yapmış adeta küçük bir felsefe sözlüğü oluşturmuştur.

4. Risale fi’l – Akl ( akıl üzerine ) Ç Aklın tanımı ile birlikte Pton ve Aristo’ya dayanarak aklın çeşitleri üzerine durur. Ebu ride , Resa’ilü’l kindi el-felsefiyye’de yayınlamıştır. M. Kaya’da “akıl üzerine” adıyla Türkçeye çevirmiştir. Ayrıca Latinde ve İngilizce tercümeleri var.

5. Risale fi2l- Fa’ili’l- Hakki’l – Tamm : Kısa bir risale olmakla berabner filozofun Allah- alem hakkındaki görüşünü yansıtır. Mahmut Kaya tarafından tercüme edilerek “ gerçek ve mecazi etken üzerine” başlığı ile yayınlanmıştır.

6. Kitabu’l- Husuf

7. Kelam fi’n- Nefs ( Nefis üzerine birkaç söz ) : Ebu Ride, Süleymaniye Kütüphanesindeki mecmuada Kindi’ye nispet edilen bir sayfalık bu metni Resa’il ’l- Kindi el-felsefiyye ‘de yayınlamıştır. M. Kaya’da bunu “ nefis üzerine birkaç söz “ olarak yayınlamıştır.


Bibliyografya

Adamson, , Peter , Taylor Richard, Küre Yayınları, İstanbul, 2008
Alper, Ömer Mahir, Akıl-Vahiy-Felsefe-Din İlişkisi, Ayışığı Kitapları, İst
Bayraktar; Mehmet, İslam Felsefesine Giriş, Beyaz Kule yay., Ankara, 2008
Kindi, Felsefi Risaleler, (çvr. Mahmut Kaya) , İst, 1994
DİA , “Kındi Maddesi”
İA, “Kındi Maddesi “
Mutluel, Osman, İlk İslam Filozofu El-Kındi ,Hayatı ve Eserleri, Denizli, 2003


1 yorum :

  1. ben bir öğrenciyim ödevimdi ve yaptım çok iyi bir site tşk :)

    YanıtlaSil

 
Copyright © -2012 Tarih ve Dünya All Rights Reserved | Template Design by Favorite Blogger Templates | Blogger Tips and Tricks